Marka

İltibasla İlgili Atılım Kararı

Davacının ismi ve hizmet markası “Atılım” ile, davalının ticari unvanının ayırt edici unsuru olan “Atılım” arasında iltibas değerlendirmesi yapıldığında; hem ayırt edici işaretler hem de hizmetler aynı olduğuna göre iltibasın varlığı açıktır. Taraflar arasında rekabetin varlığı, davalının sonradan tescil ettirdiği ticari unvandaki ibarenin davacının tescilsiz markasına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu belirgindir. Marka tescil tarihinden önce “Atılım” ibaresinin davacının üniversite ismi ve tescilsiz marka kullanım öncelik hakkına tecavüzün varlığı nedeniyle de, davalının ticari unvanından “Atılım” ibaresinin terkin edilmesi gerekir.

HGK, 12.12.2007, E. 2007/11-965, K. 2007/961

Tanımlayıcı İşaretin Marka Olarak Tescil Edilemeyeceğine İlişkin Kapı&Pencere Kararı

Davalı adına 09 ve 16 sınıfa giren emtialar için tescilli bulunan Kapı Pencere ve Pencere markalarının, özel bir zihni çabaya mahal bırakmadan, mal ile sıkı ilişki sebebi ile malın belli bir özelliğine ve çıkartılan dergi ve ağırlıklı olarak kapı ve pencere ürünlerini tanıtmaya yönelik olduğu, derginin cins ve çeşit amacını göstermeye yönelik esas unsur olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla söz konusu markaların MarKHK’da mutlak red sebeplerinin düzenlendiği md7/l-c bendi kapsamında bulundukları ve davalı adına tescillerinin mümkün bulunmadığından söz konusu markaların hükümüz kılınması gerekir.

HGK, 24.12.2008, E. 2008/11-775, K. 2008/753

Marka Hükümsüzlüğünde Kötü Niyete İlişkin RG 512 Kararı

Uyuşmazlık, davalı markasının tescil başvurusunun yapıldığı 18.10.2001 tarihinde henüz Türkiye'de marka tescili ve markasal kullanımı olmayan davacının, kötü niyet iddiasına dayalı olarak davalı markasının hükümsüzlüğünü isteyip isteyemeyeceğine ilişkindir. MarKHK'nın 35/1. maddesi uyarınca tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olması karşısında, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de KHK'nin amacına uygundur. Bu husus anılanı KHK'nın 42. maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmemiş olsa dahi, genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK'nın 2. maddesi uyarınca kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından dolayı aynı sonuca ulaşılması KHK'nin ruhuna da uygundur.

HGK, 16.07.2008, E. 2008/11-501, K. 2008/507

Kullanmama Nedeniyle Hükümsüzlük Talebine İlişkin Bellona Kararı

MarKHK’nın 14.maddesi hükmü kullanma zorunluluğu bakımından iki farklı olasılığı düzenlenmiştir. Bunlardan birincisi, markanın tescilinden itibaren markanın beş yıl süreyle ciddi şekilde kullanılmaması; diğeri ise ciddi kullanıma beş yıl boyunca kesintisiz ara verilmesi halidir. Anılan beş yıllık süreye hoşgörü süresi denmektedir. Zira bu sürenin aşılmaması halinde, marka sahibinin markasını kullanmaması herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacak, yani marka hükümüz kılınmayacaktır.

TPE nezdinde tescilli ve tanınmışlık düzeyine ulaşmış markalar da MarKHK’nın 14. ve 42. maddeleri uyarınca kullanılmayan mal veya hizmetler bakımından kısmen iptal edilebilir. Başka bir deyişle, kullanmama nedeniyle hükümsüzlük ile tanınmış markanın koruma kapsamını belirlemek iki farklı şeydir. Bu kapsamda tanınmış markayı oluşturan işaretin aynı ya da benzeri hakkında kısmi hükümsüzlük kapsamında kalan mal ve hizmetler için ileride bir başkası tarafından marka başvurusunda bulunulması veya kullanılması halinde, somut uyuşmazlığın özellikleri gözetilerek tanınmış markanın farklı mal ve hizmetler bakımından üçüncü kişi adına tescilin mümkün olup olmayacağı ya da üçüncü kişi kullanımının, tanınmış marka sahibinin marka hakkı korumasının kapsamında sayılıp sayılamayacağı hususu, başvuru esnasında TPE’ce veya dava yolu ile de mahkemelerce incelenecek bir husustur.

HGK, 09.02.2011, E. 2010/11-695, K. 2011/47

Markalarda Kullanım Yoluyla Ayırt Ediciliğe İlişkin Iceberg Kararı

MarKHK’nın “Marka Tescilinde Red İçin Mutlak Nedenler” başlıklı 7. maddesinin 22.06.2004 tarih ve 5194 sayılı Kanun ile değişikliğinden önceki 7/1-(b) bendine göre, “aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar aynı olan markalar tescil edilemez”. Aynı KHK’nin 7/son fıkrasına göre de “bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmış ise (b), (c) ve (d) bentlerine göre tescili reddedilemez. Yine, 42/son fıkrası uyarınca da, “bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mallar ve hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayır edici bir nitelik kazanmış ise 7. maddenin (b), (c) ve (d) bentlerine göre tescili hükümsüz sayılamaz”.

Davalının adına tescilli, davacının ICEBERG markası ile benzerlik gösteren "Şekil+ICE BOYS" markasının 23.05.2000 tarihinde tescil edildiği dikkate alındığında, tescil tarihi itibariyle yürürlükte bulunan MarKHK.nın 7/son madde (5194 Sayılı Kanun ile değişiklik öncesi) hükmüne göre, bir marka tescil tarihinden önce kullanılmış ve tescile konu mal veya hizmetlerle ilgili olarak bu kullanım sonucu ayırt edici bir nitelik kazanmışsa (b), (c), (d) bentlerine göre tescili reddedilemeyeceği gibi hükümsüz de kılınamaz.

Başvuru konusu işaretin aynısı veya benzerinin bir başkası adına marka olarak tescilli olmasına rağmen kullanıldığı mal veya hizmetlerle ilgili olarak yaygın bir coğrafi çevrede etkin olacak şekilde ve yoğun bir reklam kampanyası eşliğinde, uzun süre kullanılması sonucunda anılan işaretin mal ve hizmetin potansiyel alıcıları nezdinde karışıklığa yol açmayacak derecede bilinmesi ve piyasanın da mükerrer markaların varlığına karşın bu durumdan rahatsızlık duymayacağının davalı tarafça kanıtlanması gerekir. Bu yolla tescil olunabilecek bir marka tüm Türkiye çapında koruma elde edeceğinden, MarKHK’nın 7/son maddesinden yararlanacak başvuru sahibinin aynı KHK’nin 7/1–(b) bendi uyarınca tescil engeli olan bir işarete Türkiye’de kullanımla ayırt edicilik niteliği kazandırması zorunludur.

HGK, 29.04.2011, E. 2011/11-9, K. 2011/249

Markalarda Kullanım Yoluyla Ayırt Ediciliğe İlişkin -T---Motion- Kararı

Aynı tür emtia için daha önceden davacı Deutsche Telekom AG adına tescilli 1995/164699 sayılı “T+ nokta işaretleri”nden oluşan markası ve yine aynı emtia için aynı harf ve noktalama işaretleri ile birlikte tescil edilmiş çok sayıda kelimelerden oluşan markalarının varlığı karşısında, bu kez tescil başvurusuna konu edilen “.T... MOTION.” işaretinin de aynı ürünler bakımından dava dışı şirkete (Siemens AG) ait “MOTİON” markasından ayırt edici niteliği sahip olduğunun ve ürünlerin alıcılarının iltibas suretiyle yanıltılmalarının söz konusu olamayacağının kabulü gerekir. Bu durumda da aynı MarKHK’nın 7/son maddesindeki kullanımla ayırt edicilik vasfının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun somut uyuşmazlık bakımından incelenmesine gerek yoktur.

Her iki davada dayanılan, ‘T’ ibaresinin ayırt edici nitelik kazandığına dair iddia yönünden taraflar arasında görülen ve kesinleşen önceki davada, “esaslı unsur ‘T’ işaretinin markaya, davacıya ait ürünlerin başka işletmelerin ürünlerinden ayırt edici özellik kattığı, ‘T‘ ibaresinin davacının muhtelif markalarında kullanımı sonucunda ayırt edici hale geldiği” yönündeki mahkeme kararı kesinleşmiştir. Artık bu maddi olgunun yanlar arasında kesin hüküm olmasa da güçlü delil niteliğini aldığı hususu yadsınamaz. O halde, yanlar arasında güçlü delil niteliği kazanan söz konusu mahkeme kararı göz önünde tutularak, davanın kabulüne karar verilmesi zorunludur.

HGK, 25.11.2009, E. 2009/11-386, K. 2009/555

Teknik ve Özel Bilgiyi Gerektiren Marka Hakkına Tecavüzün Tespitinde Bilirkişiye Başvurulması Gereğine İlişkin Nestle’nin Kırmızı Kupa Kararı

Somut olayda mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmadan, davacıya ait ve tescilli tanınmış "KIRMIZI KUPA şekil" markasındaki kompozisyon gibi davalı NAZO 3'ü bir yerde ürün ambalajının ön yüzüne kahve çekirdekleri üzerine oturtulmuş, yaldızlı, kırmızı renk, kahve dolu, duman tütmekte olan kahve fincanı kullanarak, ambalajın arka yüzünde de ürünün kullanımına ilişkin açıklamalar aynı tür fincanın bulunduğu 3 kutucuk halinde kullanılarak tüketiciyi yanıltabilecek nitelikte iltibas oluşturduğu, markanın sahibinin izni olmadan markanın ayırt edilemeyecek derecede benzerini kullanan davalının, davacının marka hakkına tecavüz gerçekleştirdiğine ve haksız rekabet yaptığına hükmedilmiştir.

Mahkemece, HUMK’nun 275 ve devamı maddeleri uyarınca, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren somut uyuşmazlıkta, ambalaj yoluyla haksız rekabet iddiası konusunda uzman bir bilirkişinin görüşünün alınmasına karar verilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir.

HGK, 06.04.2011, E. 2010/11-744, K. 2011/57

Markalarda Sınıf Sistemine İlişkin Bonjour Patiseri Kararı

Nice Protokolüne taraf ülkeler isterlerse Nice sınıflandırmasını, esas sistem olarak isterlerse yardımcı sistem olarak kabul edebilirler. Sınıflandırmanın esas sistem olarak kabul edildiği ülkelerde mal veya hizmetlerin benzer olup olmadıkları sınıflara göre değerlendirilmektedir. Sınıflandırmanın yardımcı sistem olarak kabul edildiği ülkelerde ise mal veya hizmetlerin benzer olup olmadıkları her somut olaya göre, değişik kriterler gözetilerek belirlenmektedir. Türkiye’deki durum; TPE tebliğleri gereğince sınıflandırma esas sistem olarak benimsenmiştir. TPE’nin yönetmelik ile sınıflandırmayı esas sistem olarak kabul etmesi bağlayıcı değil ancak yardım fonksiyonlu olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.

Somut uyuşmazlığa döndüğümüzde, davacının markası ticaret (pastacılık) sınıfı için tescillidir. Davalının marka başvurusu ise hizmet sınıf ile ilgilidir. Ancak, hizmet sınıfındaki tescil başvurusunda yer alan “kafeterya, kantin ve kokteyl salonları” davacının ticaret sınıfına dahil pastacılık ile ilgili faaliyetleri açısından benzerlik, iltibas, halk nazarında karıştırılma olasılığı somut olay açısından incelemeyi gerektirmektedir.

11. HD, 21.07.2005, E. 2004/9414, K. 2005/7845

Kötü Niyetle Tescil Ettirilen Markanın Gerçek Hak Sahibine Karşı Kullanılarak Zarar Verilmişse, Bu Zararın Karşılanacağına İlişkin Regal Rator Kararı

Davalı markasının tescil tarihinden önce bu markalı ürünlerin davacı tarafından davalıya satılmıştır. Davalı, kendi internet sitesinde 2006 yılı başından itibaren davacının ürettiği ürünlerin (motosikletlerin) distribütörü olduğunu açıklayarak davacı tarafından marka üzerinde gerçek gerçek hak sahibi olduğunu bilmektedir. Davalının daha önceden ticari ilişkisi olan alım satımını yaptığı ihtilafa konu markayı bilmesine rağmen marka sahibinin izni olmaksızın markayı kendi adına tescil ettirmesinin basiretli tacir sıfatına ve dürüstlük kuralına aykırıdır. Kötü niyetli tescilin tek başına dahi terkin nedeni olabileceği, davalının kötü niyetli edindiği markayı kullanma sınırını aşarak gerçek marka sahibinin daha önceden de Türkiye’ye ithal ettiği motosiklet ithalatını gümrüklerde durdurarak verdiği zararları tazmin etmelidir. Burada tescilli bir hakkın kullanımının haksız rekabet teşkil etmeyeceği savunması dinlenmez.

11. HD, 11.07.2011, E. 2010/785, K. 2011/8627

Markanın Tescil Edildiği Gibi Kullanılmamasına İlişkin Besler Kararı

Davalının ambalaj malzemelerinde ve kart vizitlerde "BESLER" ibaresini ön plana çıkartarak, büyük puntolarla kullandığı dosya kapsamı sabit olup, aynı KHK' nin 9/2-a ve d bendi uyarınca işaretin mal veya ambalaj üzerine konulması, iş evrakı ve reklamlarda kullanılması marka sahibinin haklarından olduğundan davacının, izinsiz olan bu kullanımların önlenmesini isteme hakkını da haizdir. Bu tespitler, hükme esas alınmayan ilk bilirkişi raporunda da esasen yapılmış olup, davalının markasını tescil ettirdiği gibi kullanmadığı kanıtlanmıştır. Bu itibarla, markaya tecavüzün oluştuğunun kabulü gerekir.

11. HD, 03.03.2008, E. 2007/1097, K. 2008/2405

Markanın Dürüst Ticari Kullanımına İlişkin Arama Konferansı Kararı

Uyuşmazlık konusu "arama konferansı" ibaresinin bir konferans türü olarak algılandığının anlaşılması ve davalının bu ibareyi kullanma biçiminin anılan MarKHK'nın 12. maddesindeki dürüst ticari kullanım kapsamında olması nedeniyle marka ihlali gerçekleşmemiştir.

11. HD, 29.02.2008, E. 2008/611, K. 2008/2338

Markalarda Perakendecilik Hizmetlerine İlişkin Tamek Kararı

Sınıflandırma Tebliğinin 35.8 (şimdi 35.6) alt sınıfında “çeşitli malların biraraya getirilmesi” hizmetleri şeklindeki perakendecilik sektöründeki genel tescilin, 1-34’deki emtia sınıflarında sonradan gelen kişinin tescil başvurusuna veya tesciline engel teşkil etmez. Şu kadar ki, genel tescil sahibi kişinin, fiilen kullanımını gerçekleştirdiği sektörlere bakılarak iltibas hali, bu durumun istisnasını oluşturur.

11. HD, 28.03.2013, E. 2012/6538, K. 2013/6137

İlaç Markalarına İlişkin Lipideks Kararı

Lipit ibaresi ilacın tedavi edeceği bir unsur olup, buna yapılan ilaveler ile oluşturulan ilaç markaları zayıf markadır. Bu tür markalar arasındaki iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebilir. İlaç ürünlerinin reçeteyle satılmasının zorunlu olması, az da olsa fonetik benzerliğin markaların kullanılacağı ilaçları seçen bilinçli tüketici kesimi doktor ve eczacılar yönünden iltibas yaratmasının söz konusu değildir. Bir an için reçetenin yazılışı sırasındaki özensizlik nedeniyle eczacı kalfaları tarafından yanış okunmasının iltibas tehlikesi yaratacağını düşünmek mümkün ise de, sübjektif bu tür ihtimaller üzerinde durularak objektif ölçülerden uzaklaşılmasının doğru değildir. Bu nedenle Lipideks ve Lipitax markaları iltibas oluşturmaz.

11. HD, 05.03.2007, E. 2006/408, K. 2007/3827